Destinasyon

ADATEPE

İDA BLUE’NUN HİKAYESİ

Adatepe köy meydanı, iki yüce çınar ile karşılar konuklarını. Asırlık çınarlar köyün nesiller boyu süren yaşantısına tanıklık etmiş, nice hikâyenin tam ortasında kök salmışlardır.

Köy meydanından, iki yanında yüksek taş duvarların, her biri ayrı bir estetik anlayışı yansıtan kapıları ile çeçit çeşit evlerin bulunduğu Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan kısa bir yürüyüşle varılır İda Blue’ya.

Osmanlı-Rum mimarisinin tüm karakteristik özelliklerini taşıyan üç taş binası, önünden her geçenin hayran kaldığı iç bahçesi ve hemen yanındaki Refika Cafe ile Adatepe’nin en dikkat çekici lokasyonlarından biridir İda Blue.

Meydandan gelenlerin ilk karşısına çıkan ana bina 1881 yılına tarihlenir. Diğer iki bina, sahiplerinin girişimleri sayesinde yıkıntılarından yeniden doğmuş ve aslına uygun ayağa kaldırılıp restore edilerek Türkiye’nin kültür mirasına eklenmiştir.

Adatepe İda Blue’nin hikâyesi, Adatepe’nin ve kültürel değerleri korumak, yarınlara taşımak için çabalayan insanların hikâyeleri ile koşuttur.

Varol-Berrin Civil çifti yıllarca süren, kimi zaman olumsuz koşullarla karşılaşsalar da asla pes etmedikleri yoğun bir emek süreciyle bugün Kazdağları’nın kalbinde, dünyanın dört bir yanından konukların beğeni ve hayranlıkla ziyaret ettiği İda Blue’yu hayata geçirirler...

Yıllar boyunca İstanbul merkezli yoğun bir iş temposu ile yaşayan çift, bu süre içinde fırsat buldukça Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli bölgelerini keşfetmek için geziler yapar. Civil çiftinin en sevdiği ve sık sık gitmeyi istedikleri yerlerden biri de Ege’dir. Bir Ege gezisinde ziyaret ettikleri Adatepe ise daha ilk gördükleri andan itibaren her ikisini de büyüler. Henüz eski binaların büyük oranda harabe halinde olduğu, terk edilmiş bir köy havasında bulunan Adatepe, köylülerle birlikte, büyük şehirlerden yerleşen bir avuç insanın yaşadığı ve kimsenin pek bilmediği bir yerdir.

Varol ve Berrin Civil, her fırsatta Adatepe’ye gidip gelmeye başlar; bir süre sonra bu ziyaretler iş temposunun izin verdiği ölçüde daha da sıklaşır ve sonunda çift, kafa kafaya verirler. Doğasıyla, tarihiyle, yaşadıkları huzurla kendilerini ait hissettikleri bu yerde bir yuvaları olmasının zamanının geldiğini düşünüyordur ikisi de. Köyde yaptıkları araştırmada, halen ayakta duran ve uzun bir süre kullanıldığı için, çeşitli tadilatlar istese de oturulacak durumda olan bir ev bulurlar. Adatepe’de yaşayanların “İnka’nın evi” diye bildikleri evdir bu.

Inka Linz, bir Alman vatandaşıdır ve 80’li yıllarda gelip hayran olduğu Adatepe’de satın aldığı bu evde yıllarca oturmuştur. “İnka”, köyde bulunduğu yıllarda tüm Adatepelilerin, özellikle de çocukların büyük sevgisini kazanmıştır. Almanya’ya gidişlerinde kesinlikle eli boş dönmeyen, hemen hemen köyün tüm çocuklarına, kadınlarına oyuncaklar, hediyeler getiren, herkesi mutlu eden bir kişidir. Adatepelilerin yolunu çok iyi bildiği bu güzel ev daha sonra İnka Linz’in Almanya’ya dönme kararıyla el değiştirir, nihayetinde de Civil çiftine yuva olur.

Civil Ailesi, artık sık sık Adatepe’ye gider gelir, köylülerle tanışır, dostlarını konuk ederken bir gün yan komşularının bir teklifiyle karşılaşırlar. Aynı bahçeye bakan yandaki binanın sahibi Adatepe’den ayrılacağını ve evini satacağını belirterek, “Biz yan yanayız. Evinizi çok güzel restore ettirip Adatepe’ye yeniden kazandırdınız. Bu evi de öncelikle sizin almanızı isterim” der. Çift bu teklifi kabul eder. Derken, onun bir yanındaki ev için de teklif gelir. O da satışa çıkarılmaktadır ve yine aynı bahçeye bakmaktadır. Bunun üzerine Civil Ailesi’nin Adatepe’de yan yana üç evi olur.

Kişisel olarak sürdürülmesi zor bir proje olan bu 3 evi, sadece yakınları ile paylaşmaktan öteye taşıyarak başkalarıyla da paylaşmak üzere bir butik otele dönüştürme kararı alınır ve İda Blue böylece 5 yıl önce konuklarına kapılarını açar.